Çorba Kelimesinin Kökeni

Hilal Hanım çorba kelimesi için "Türkçe mi Arapça mı?" diye sormuş, ben de Farsça demiştim. Kökeni hakkında da bir araştırma yapıp burada yayınlayım istedim.


Çorba kelimesi, Yaşar Çağbayır tarafından "Arapça'da, şurba (et suyu)"olarak verilmiş. Andreas Tietze, Kubbealtı Lûgatı ve Hasan Eren ise kelimenin Farsça olduğunu söylüyor.

Eski Osmanlıca'da da şorba / şorva olarak kullanılan çorba, Farsça'daki "ş" lerin Türkçe'de "ç" ye dönüşmesi ile çorba olmuştur. ( şorva / şorba < çorba )

Çorba (çorpa) kelimesi, ayrıca Moğolca'da yaban domuzunun yavrusuna verilen isim. Ali Şîr Nevâyî'nin Muhakemetü'l Lügateyn eserinde de bu kelime yer alıyor.


Kaynaklar:

1. Ötüken Türkçe Sözlük, Yaşar Çağbayır
2. Türkçe Sözlük ( Kubbealtı Lûgatı), İlhan Ayverdi-Ahmet Topaloğlu
3. Tarihi ve Etimolojik Türkiye Türkçesi Lugâtı-Andreas Tietze
4. Türk Dilinin Etimolojik Sözlüğü, Hasan Eren

Merak ettiğiniz kelimelerin ve deyimlerin kökenlerini Kelime / Deyim Danışma bölümünde yazarlarımıza sorabilirsiniz...

Çini Kelimesi Üzerine

Çini, toprağın pişirildikten sonra şekil verilip kap-kacak, tabak, vazo, sürahi vb. eşyalar üretilmesine dayalı bir el sanatıdır. Aynı zamanda fayans, porselen tabak, seramik gibi eşyaların süslenmesinde kullanılan bir yüzü sırlı, renkli dekor ve motiflerle işlenmiş kaplama malzemesine, bu malzemeyle işlenmiş eşyalara çini denir.


Erkaner'in sorduğu çini kelimesi için, baktığım bütün kaynaklarda aynı bilgi yer alıyor. Kelimenin aslı çînî. Farsça bir kelime. Çiniler, Çin ülkesinde yapıldığı ve oradan yayıldığı için bunlara "Çin ülkesine mahsus" anlamında "çînî" deniyor.

Çininin Türklerdeki tarihi gelişimine baktığımızda ise şu bilgilerle karşılaşıyoruz: Çini ilkin Asya'da yapıldı. İslâm sanatı hareketi Asya'nın çini sanatçılarını fethedilen ülkelere dağıttı. İran'ın 1255'te Moğol istilâsına uğraması üzerine birçok sanatçı Selçuklulara sığındı ve çiniciliğin Selçuk Türkleri'nde gelişmesinde etkili oldular. Türk çinicilik sanatı 16.asırda Osmanlı devrinde en yüksek seviyesine ulaştı.

Sanat tarihçilerine göre; çini aslında bir Türk sanatıdır, zannedildiği gibi Çin'den gelmemiştir

Orta Asya'daki Kaşan şehrinin bazı bölgelerinde 8.asır öncesinden kalma çini parçalarına rastlanmıştır. Kaşan şehrinde üretildiği için bu çinilere Osmanlı'da kaşi denilmiş ve 18.asıra kadar da bu isim kullanılmıştır. O dönemde Çin'den ithal edilen porselenler ün kazanınca kaşilere de çini denilmeye başlanmıştır.


Kaynaklar:
1. Meydan Larousse Büyük Lugat ve Ansiklopedi
2. Türkçe Sözlük ( Kubbealtı Lûgatı), İlhan Ayverdi-Ahmet Topaloğlu
3. Tarihi ve Etimolojik Türkiye Türkçesi Lugâtı-Andreas Tietze
4. Türk Dilinin Etimolojik Sözlüğü, Hasan Eren
5. Wikipedia


Merak ettiğiniz kelimelerin ve deyimlerin kökenlerini Kelime / Deyim Danışma bölümünde yazarlarımıza sorabilirsiniz...

Zebellâ Kelimesi Hakkında

Timur isimli bir okuyucumuz "zebellâk" kelimesini sormuştu. Kelimenin doğrusunun "zebellâh" olduğu yönünde yorumlar da gelmişti; fakat, kelimenin doğrusu "zebellâ".

TDK sözlükte yer alan anlamı ile zebellâ, halk dilinde çok iri yarı kimselere söylenen bir söz.

Zebellâ kelimesi için baktığım, TDK tarafından hazırlanan "Türkiye'de Halk Ağzından Derleme Sözlüğü"nde zebellâ kelimesinin hangi yörelerde nasıl ve hangi anlamlarda kullanıldığı verilmiş. Halk, zebellâ kelimesini "iriyarı, uzun, biçimsiz, korkunç ve karayağız" kimseler için kullanıyor. Zebellâ kelimesinin halk ağzında söylenişleri ise şunlar: zeballa, zebellah, zebelle, zübellâ... (Ankara'nın Çubuk ilçesinde zöbellâ diyeni de duymuştum:) )

zebellâ : Afyon, Isparta, Kütahya, Bursa, Eskişehir... ( Pek çok yerde kullanılıyor.)
zebelle : Antakya, Hatay
zübellâ : Ordu (Uzunisa)
zeballa : Burdur
zebellah : Düzce, İzmir, Adana, Samsun, Malatya... (Pek çok yerde kullanılıyor.)

TDK Derleme Sözlük'te yer almıyor; fakat, Timur Bey'in söylediğine göre zebellâk da kullanılıyor demek ki.

Isparta İğdecik'de zebellâ kelimesi, "afacan ve yaramaz" anlamlarında da kullanılıyor.


Merak ettiğiniz kelimelerin ve deyimlerin kökenlerini Kelime / Deyim Danışma bölümünde yazarlarımıza sorabilirsiniz...

Ebru İsminin Anlamı

İran’dan çıkıp gelen, kitreli suyun üzerine ödlü boyaların serpiştirilip hepsi birbirinden farklı milyonlarca desen oluşturabildiğimiz bir sanat EBRU. Kendi zarifliğinden olsa gerek büyüklerimiz kız çocuklarına bu ismi vermiş.

Ebru İran’da “EBRΔ diye anılırmış. Bulutumsu demek. Çünkü ebru desenlerinin içerisinde buluta benzeyen yapılar bulunmaktadır. Türkiye’ye de oradan geldiği için ilk zamanlar bu isimle anılmış. Daha sonraları Türk gırtlak yapısına uymadığı için ebru halini almış, bize Türkçe derslerinde dedikleri gibi yani: söylene söylene ebru olmuş.

Ebru’nun anlamı “kaş” demek. O da Farsça. Bunu ebrucular “Ebru kâğıdında kaşa benzeyen yapılar var, işte ondan bu isim verilmiş.” deseler de bana uydurma gibi geliyor.

Ebru Sanatı’nın daha öncesine gidersek İran’a da Buhara’dan gelmiş. Çağatayca konuşulan bir bölge. Çağatayca’da kitap kapağı yapmak için kullanılan renkli ve damarlı kumaşa-kâğıda “EBRE” deniyor. Aslında tam da ebrunun asıl kullanılma amacı.


Peki biz hangisini baz alacağız? İstediğinizi… Ama ismin manasından çok atalarımızın isme yüklediği manaya bakalım: tek başına hiçbirşey ifade etmeyen onlarca boyayı, malzemeyi karıştıryorsun, hem de ne olacağını tam kestiremeden. Sonucunda da her zaman zariflikten kırılacak bir görüntü ortaya çıkıyor. Tıpkı bu ismin verildiği kişiler gibi.

Hep dedim, diyorum, diyeceğim: Kişi ismiyle benzeşir.

İsminizle iyi geçinmeniz dileğiyle..

Bir de şiir ekleyeylim, Mehmet Akif TİRYAKİ'den;

Klasik olanları battal, hatip, bülbül yuvası, şal deseni
çiçekli ebru sonradan ilave edileni
benim tercihim ise beyaz karanfil ve kırmızı lale
papatya ebrusu çok değil topu topu birkaç tane.


Merak ettiğiniz kelimelerin ve deyimlerin kökenlerini Kelime / Deyim Danışma bölümünde yazarlarımıza sorabilirsiniz...

Haydi Rastgele...

Okurlarımızdan Nisan Kaya; "Balıkçılarda kullanılan terim rast gele mi, ras gele mi acaba? Bu konuda araştıma yapabilirmisiniz? " diye sormuştu.


Râst ( راست ), Farsça bir kelime. Doğru, sağ, uygunluk, (atılan şey için) hedefi vurma, tesadüf gibi anlamlarda kullanılıyor. Aynı kökten, Latincede rectus, Almancada recht, İngilizcede right, Fransızcada droit (düz, doğru = sağ) kelimeleri var.

Balıkçıların da kullandığı bir terim olan rastgele, "işiniz yolunda gitsin, doğru gitsin" mânâsında söylenen bir söz. Rastgele daha sonra, "seçmeden, iyisini kötüsünü ayırmadan, gelişigüzel" anlamlarında da kullanılmıştır.

Nisan Kaya'nın sorusunu görünce aklıma "direkt" kelimesi geldi. "Direkt kelimesindeki t harfi düşürülerek halk tarafından 'direk' olarak kullanılıyor. 'Rastgele' kelimesindeki t de aynı şekilde düşüyor ve "rasgele" olarak kullanılıyor." diye düşündüm.

Nişanyan "rasgele"nin kullanımı hakkında şu bilgileri vermiş: " Farsça rāst sözcüğünün öz Türkçe olduğu savıyla türevleri yapılmıştır. 1950'lerden itibaren rasla-/raslantı yazılışı teşvik edilmiş, ancak 1988 TDK sözlüğü rastla-/rastlantı yazımına geri dönmüştür.

Kaynaklar:
1.Osmanlıca-Türkçe Ansiklopedik Lûgat, Ferit Devellioğlu
2.Ötüken Türkçe Sözlük, Yaşar Çağbayır
3.Sözlerin Soyağacı, Sevan Nişanyan
4. 2005 TDK Sözlük

Merak ettiğiniz kelimelerin ve deyimlerin kökenlerini Kelime / Deyim Danışma bölümünde yazarlarımıza sorabilirsiniz...

Kelime / Deyim Arama

Yükleniyor...

Abone Olun Yazılanları İlk Siz Okuyun!

E-Posta adresinizi yazınız:

Sağlayıcı: FeedBurner

Şu anda

abonemiz var.